11

Nis'14

A

0 Yorum Yok | Dr.Hasan Ölük

ABDOMEN: Kalça ile göğüs arası, karın

ABDOMİNAL: Karın bölgesine ait. Abdomen: Batın.

ABDOMİNALİS: Karınla ilgili, karın bölgesi

ABDUKTOR : Orta çizgiden uzaklastıran

ABDÜKSİYON: Yana hareket, orta çizgiden uzaklaştırma

ABONDAN: Çok miktarda,aşırı

ABORTUS: Çocuk düşürme, düşük.

ABRAZYON : Sıyrık

ABSANS: Kısa süreli şuur kaybı.

ABSE: Çevre dokulardan kese tarzında doku ile sınırlı içerisi cerahat ile dolu oluşum.

ABSORBAN : Emen

ABSORBE : Emilmiş

ABSORBSİYON: Emilme, örn.sindirim, gıdaların bağırsaklarda absorbsiyonu denilebilir.

ACİDOSE: Kan asit-baz özelliğinin aside kayması

ADAPTASYON : Uyum

ADDUKSİYON: Adduksiyon

ADDUKSİYON: Orta çizgiye yaklaştırma

ADDUKTOR: Adduktor

ADENOM: Bez dokusuna ait selim (iyi huylu) tümör.

ADENOMATÖZ: Adenom gibi olan.

ADEZİV: Yapışkan

ADEZYON : Yapışıklık

ADİNAMİ: Dinamik olmayan, hareketsiz

ADİNAMİK: Hareketsiz, durağan

ADJUVAN: Ek, tamamlayıcı, yardımcı

ADOLESAN : Ergen

ADRENALİN: Böbreküstü bezlerinin iç kısımları tarafından salgılanan bir hormondur. Tabiatta bu hormonun görevi, organizmayı acil harekete hazırlamaktır ve etkisini, nabzın atışı, kanın iç organlar ve deriden kaslara sevk edilmesi, karaciğerdeki glikojenin glikoza değişmesi ve böylelikle acil bir enerji kaynağı sağlanması şeklinde gösterir.

ADULT : Erişkin

ADVENTİTİA : Kan damarının dış yüzündeki tabaka

AEROP: Oksijeni seven, havalı şartlarda yaşayan

AFAKİ: Gözde, lensin olmaması.

AFAZİ: Beyindeki ilgili alanların tahribi sonucu, konuşma veya konuşulanı anlama yeteneğinin kaybı. Disfazi, aynı durumun daha hafif bir formudur.

AFAZİ: Konuşmama, konuşamama

AFFERENT : Getiren, getirici

AFLATOKSİNLER : İyi saklanmamış besinlerde çoğalan zararlı küflerin üret­tiği zehirli öğeler

AFONİ: Ses kaybı. Kısmi veya tam olabilir. Afoni sebepleri, genellikle konuşma kaslarını kontrol eden sinirlerin hastalığı veya zedelenmesi, boğaz, gırtlak hastalıkları veya nörozdur. Histerik afoninin nedeni, şuuraltı, hiç konuşamamak veya özel bir durumda konuşmamak arzusudur.

AFRODİZYAK: Cinsi arzuyu artırıcı maddeler, ilaçlara verilen isim.

AGENEZİ: Oluşmama

AGLÜTİNASYON: Sıvı bir süspansiyonda, ufak cisimciklerin bir araya gelip birbirlerine yapışmasıdır.

AGMENTASYON : Güçlendirme

AGNOZİ : Tanıma yitimi, tanımazlık

AGONİ : Can çekişme

AGONİST: Benzer etkili, koşutetkin

AGORAFOBİ: Geniş, açık bir sahada yalnız kalınca hissedilen, kontrol edilemeyen bir korkudur.

AJAN : Etken, ilâç, çare

AJAN PATOGEN: Hastalık yapan amil, hastalık etkeni

AJİTASYON: Kişinin etrafa saldırganlığı, aşırı aktivitesi ile karakterize durum.

AJİTE: Rahatsız, huzursuz, taşkınlık yapan.

AKADEMİK : Bilimsel, bilimle ilgili

AKİNEZİ : Hareketsizlik, devinimsizlik

AKKİZ : Kazanılmış, edinsel

AKKOMODASYON: Gözün optik sisteminin çeşitli uzaklıklara uyum yaparak net görmenin sağlanması.

AKNE: Yüz, omuzlar, sırt ve göğüsteki yağ bezleriyle ilgili kronik bir deri hastalığıdır. En çok 14-20 yaşlar arasında görülür ve bu hastalığın tipik belirtileri olan siyah noktalar, sivilceler, gençlerin bu en hassas devirlerinde genellikle psikolojik rahatsızlıklara yol açar. Yağ bezlerinin kanalında bir tıkaç oluşur ve bu tıkacın başı sertleşip siyahlaşır. Bazen, kanal tıkalı olduğu halde, bez yağ salgılamaya devam eder ve böylece içi yağ dolu bir kist oluşur. Siyah noktalara tıpta komedon adı verilir.

AKONDROPLAZİ: Tedavisi olmayan, sebebi bilinmeyen kalıtsal bir cücelik tipidir. Gövde normal büyüklükte olup, kol ve bacaklar anormal derecede kısa ve baş normalden büyüktür.

Beyin tabanında bulunan hipofiz bezinin ön bölümünün aşırı çalışmasına bağlı bir durumdur. Büyüme tamamlanmadan, kemiklerin uzaması sona ermeden erken çağlarda baş gösterirse jigantism adı verilen dev görünüm oluşur. Bozukluk büyüme çağının bitiminden sonra baş gösterirse, el ve ayakların genişlemesi, çene ve burnun büyümesi ve sesin kalınlaştığı görülür.

AKS: Eksen

AKSELERASYON : Hızlanma, ivme

AKSESUAR: Eklenti ,ek

AKSİLLA: Aksilla, koltukaltı

AKSİYEL: Aksiyel , yatay eksen(sel)

AKTİF : Etkin, etkili

AKTİVATÖR : Etkinleştirici, tetikleyici

AKUSTİK SİNİR: İşitme siniri.

AKUT : Akut

AKÜMÜLASYON : Birikim

ALERJİK : Alerjik, duyarcıl

ALGORİTMA: İşakışı

ALKALEN: Baz özelliği olan madde, baz olma

ALKALOİD: Hydroksitli metal maddeler

ALKALOİDLER: Bazı bitkilerde bulunan zehirli öğeler

ALLERGEN: Allerji yapabilen madde

ALLERJİ Dışardan alınan herhangi bir etkene karşı vücudun gösterdiği tepki. Aşırı hassaslık sonucu oluşan kılcal damar patolojisi

ALLERJİK: Allergenin doğurduğu reaksiyon, Allerji ile ilgili

ALLİİN NEDİR: Sarımsakta bulunan kükürtlü bileşik.

ALL-İNSİDE: Tüm içten, tamamı içte

ALLOGREFT : Allogreft

ALTERNATİF : Seçenek

AMBLİYOPİ: Gözde belirli bir bozukluk olmaksızın oluşan görme tembelliği.

AMBULATUVAR : Ayaktan

AMFİZEM: Akciğerlerde hava toplanması ile ilgili bir hastalık.

AMFOTER OKSİT: Asit ve baz karşısında değişik tesir gösteren

AMİLAZ: Nişastanın sindirimini sağlayan enzim.

AMİNO ASİT: Karbon, oksijen, hidrojen ve azot elementlerinden oluşmuş, protein yapı taşları, Üç tanesinde kükürt elementi de bulunur. Sekiz tanesi insan vücudunda yapılamaz. Bunlara elzem amino asitler denir.

AMİNOŞEKER: Aminoasitlerle şekerlerin birleşerek oluşturdukları bir yapı

AMİP: Tek hücreli suda yaşayan mikroorganizma

AMNEZİ: Hafızanın kısmen veya tamamen kaybolması.

AMORF : Şekilsiz

AMPİRİK : Deneyimsel

AMPUTASYON: Hastalıklı organın, kısmen kesilip alınması.Aksayan bir organın ya da onun bir parçasının kesilip alınması.

ANABOLİZMA: Besin öğelerinin yapı taşları ve yıkım ürünlerinin bir­leşerek hücrelerin yapımı olayı.

ANAFLAKSİ: Aynı kan proteininin ikinci zerkinde oluşan reaksiyon

ANALEPTİK: Dolaşım ve solunumu düzenleyici ilaç grubu

ANALİZ : Çözümleme

ANALJEZİ: Ağrı kesme

ANALJEZİK: Ağrı kesici

ANALPLASTİK ASTROSİTOMA: Hücreleri ileri derecede bozulmuş bir sinir hüc­resi tümörü.

ANAMNEZ : Hastalık öyküsü, öykü

ANCHOR (SÜTÜR): Çapa (dikiş)

ANDEMİK: Hastalığın dar bir bölgede görülmesi

ANDROMEDATOKSİN :Bazı ballarda bulunan zehir.

ANEMİ: Kan hücrelerinin sayı ve şekil bozukluğu ve hemoglobin mik­tarının azalmasıyla belirlenen hastalık, halk arasında kansızlık denir. Hemoglobin redüksiyon sonucu ortaya çıkan kansızlık

ANEMİK: Kan değerleri düşük olan, yani kan sayımında eritrosit sayıları ve hemoglobin miktarı düşük olan kişi.

ANEMNEZ: Tıp dilinde hastadan öyküsünü dinlemek anlamına gelen Latin­ce sözcük.

ANERJİ: Özel bir antijene cevap verilmemesi hali. Organizmanın savunma yeteneğinin kaybolması.

ANEROP: ( Oksijensiz) ortamda yaşayabilen mikro organizmalar

ANESTEZİ: Doktorlar, ameliyat sırasında ağrı duymaması için, ameliyattan önce hastaya bir iğne yapar ya da solunum yoluyla bir gaz verirler. Hastanın bilincini yitirerek uykuya geçmesine narkoz, böylece vücudundaki ağrıları duyamayacak duruma gelmesine anestezi, bu duyu yitimine yol açan maddelere de anestezik denir.

ANEURYSM: Hastalık ya da yaralanma nedeniyle bir atardamarda şişme.

ANGİNA PEKTORİS: Kalbin oksijensiz kalmasıdır. Miyokardın kas lifleri arasında duyu ve ağrıyla ilişkili çok sayıda afferent lif bulunur. Koroner arterlerin kısmi olarak tıkanması miyokarda gelen oksijen miktarını azaltır ve ağrıya neden olur. Koroner arterlerdeki ateroskleroz sonucu miyokard iskemisine bağlı olarak nöbetler halinde görülen, göğüste ağrı ile belirgin durum.

ANGİOGENESİS: Tümör ilk oluşurken etrafında kan damarlarının oluşması.

ANKİLOZ : Ankiloz, kaynaşım .

ANKSİETE: İç sıkıntısı, iç daralması.

ANOKSEMİ: Kandaki oksijen miktarının azalması, tükenmesi

ANOKSİK: Kanda normalin altında oksijen bulunması

ANOREKSİ: Anorexia Nervosa, özellikle genç kadınlarda görülebilen, yemek yememek, çok az uyumak, buna rağmen çok aktif olmakla beliren psikolojik bir bozukluktur. Bu durum genellikle kişinin çok şişmanladığı kanısı ile mübalağalı bir şekilde rejim uygulaması ile başlar, önceleri kontrol edilebilen iştah bir süre sonra hakikaten yok olur ve zayıflama normal ölçüleri aşar.

ANOSMİ: Koku alamama, nezle grip gibi enfeksiyonlarda olabildiği gibi koku siniri ile ilgili beyin bölgesindeki patolojilerde de görülebilir.

ANOVÜLASYON: Yumurtanın bulunmaması.

ANSEFALİT: Beyin iltihabı.

ANTAGONİST : Karşıt etkili

ANTASİTLER: Mide asitlerinin etkisini azaltan ilaçlar.

ANTEBRACHİAL : Antebrakial; kolönü, kolun önü .

ANTEGRAD : ileriye doğru

ANTERAL: (Yol) Sindirim kanalı ile ilacın verilmesi

ANTEVERSİYON: Anteversiyon; öne dönüklük

ANTİ: Karşıt, zıddı

ANTİBİYOTİK: Zararlı mikropların öldürülmesi için kullanılan ilaçlar.

ANTİDOT: Tesirli maddeyi nötürleştiren

ANTİENFLAMATUAR: İltihabi reaksiyonu önleyen madde, ilaç.

ANTİHİSTAMİN: Dokuda açığa çıkan histamini yok eden

ANTİİNFLAMATUVAR : Antiinflamatuvar; yangı giderici.

ANTİJEN: Vücuda girdiğinde kendisine karşı antikor adı verilen madde sentezlenen,

ANTİKOAGÜLAN : Antikoagülan; pıhtı önleyici

ANTİKOR: Bağışıklık cisimciği. Bir antijene karşı oluşanlar.

ANTİOKSİDAN: Oksitlenmeye karşı maddeler, örneğin C vitamini.

ANTİOKSİDANT : Oksidasyon karşıtı öğe. Yağların acımasını geciktirme, sebze ve meyve işlemede kararmayı önleme için kullanılır. Hücre zarının yıpranmasını önler.

ANTİSEPTİK: Mikropları, yani insan, hayvan ve bitkilerin dokularına yerleşerek hastalığa yol açan bakteri, virüs, mantar gibi tek hücreli asalak canlıları yok etmek sağlıklı yaşamın temel koşullarından biridir. Antiseptik, antibiyotik ve dezenfektan gibi değişik adlarla anılan birçok madde bu amaçla geliştirilmiştir. Ama genel olarak “mikrop” öldürücüler denen bütün bu maddelerin bazı özellikleri ve kullanımları farklıdır.

A NTİSPAZMODİK: Spazm çözücü, daha çok iç organlardaki düz kasların kasılmalarını çözen ilaç grubuna verilen isim.

ANTİSPAZMOTİK: Spazm durumunu düzelten, çözen

ANTİSTATİK: Statik elektrik birikimini önleyen madde.

ANTİTOKSİK: Toksin giderici.

ANTİTÜSSİF: Öksürük giderici.

ANTİVİRAL: Virüslere karşı etkili, virüslerin zararlı etkilerini önleyen.

ANTRENMAN : Bedenin daha hızlı hareketi için yapılan düzenli alış­tırmalar.

ANULUS : Anulus ;halka, halkacık .

ANÜRİ: İdrar çıkaramama.

ANÜS: Makat, sindirim kanalının bitiş kısmı.

AORT KAPAĞI: Sol ventrikülden tek yönlü kan akımına imkan sağlayan, aort ile sol ventrikülü birbirinden ayıran oluşumdur. Aort kapağı darlıkları çocukluk yaşlarda doğumsal, genç ve erişkin çağda romatizmal, ileri yaşlarda da kalsifik-dejeneratif tip daha sık görülür.

AORT: Kalpten çıkan, vücudun en büyük damarı, kalpten çıktıktan sonraki kavisli bölümüne arcus aorta, göğüs kafesi içersinde seyreden kısmına torasik aorta ve karın içersinde seyreden bölümüne de abdominal aorta denir.

AORTA: Yürekten vücuda kan taşıyan ana atarda­mar.

AORTİK ANEVRİZMA: Aort damarının her hangi bir bölümünde görülen genişleme.

APANDİSİT: Kör bağırsak (apendiks) iltihabı.

APARAT : Aygıt

APATİ: Çevre ile anormal derecede ilgisizlik, duygusuzluk, kayıtsızlık.

APEKS : tepe, tepe noktası .

APİROJEN: Ateş yükselmesine neden olan herhangi bir madde taşımayan.

APNE: Solunumun durması

APOPLEKSİ: Felç, inme.

APOSTOSİS: Tümör hücrelerinin ölmesi.

APPROACH : Yaklaşım, girişim

APSE: İltihabın doku içinde lokalize olmuş şekli

ARAKNOİT: Beynin üzerinin örten ince zar.

ARAŞİDONİK ASİT: Çoklu doymamış, insan ve hayvan dokularında bu­lunan prostoglandin hormonlarının öncüsü olan yağ asidi.

ARGİNİN: Çocuklar için elzem amino asit.

ARSENİK : Çevre kirlenmesi sonucu besinlerde miktarı artan zehirli ele­ment.

ARTER : Arter ;atardamar Yürekten vücuda kan taşıyan damarlar.

ARTERİOGRAPHY: Atardamarların X ışınlarıyla resmi­ni çıkaran özel bir teknik.

ARTERİOL : Arteriol ;atardamarcık .

ARTERİOLES: En uç bölümlerinde kılcal hale gelen küçük atardamarlar.

ARTEROSCLEROSİS :Damarların geniş ölçüde sertleş­me ve yağla kaplanma yüzünden bozulması.

ARTİFİSİYEL : Yapay

ARTİKÜLER : Ekleme ilişkin, eklemsel; artiküler

ARTRALJİ : Eklem ağrısı

ARTRİT : Eklem yangısı

ARTRODEZ : Artrodez ; eklem kaynaştırımı, eklem dondurulması

ARTROFİBROZİS: Artrofibrozis eklem yüzeylerinin deformasyonu sonucunda oluşan bozuk doku

ARTROPATİ : herhangi bir eklemde oluşan hastalık durumu (eklem rahatsızlığı)

ARTROPLASTİ : Artroplasti; eklem onarımı

ARTROSENTEZ : Eklem boşaltılması, birleştirimi; artrosentez ; teşis veya tedavi maksadıyla eklem boşluğundan eklem sıvısının alınması işlemi.

ARTROTOMİ: Artrotomi; eklem açma

ASEMPTOMATİK: Belirtisizhastalık ile ilgili hiçbir belirti göstermeyen

ASETABULUM: Uyluk kemiğinin başının, kalça kemiği ile eklem yaptığı çukurluk

ASETİLSALİSİLİK ASİT: Yaygın olarak kullanılan ve bilinen aspirinin kimyasal adı.

ASETON : Kontrol edilmeyen şeker hastalıklarında aşırı yağ yıkımı sonucu idrarda görülen öğe. Dimetil ve ketonlu madde, yıkım maddesi

ASİDOSİZ: Kontrol edilmeyen şeker hastalarında vücudun enerjisinin daha çok karbonhidrat olmayan öğelerden sağlamaları sonucu kan ve idrarın asitliğinin artması.

ASİDOZ: Organizmanın asit baz dengesinde asit istikametinde bozulma sonucu ortaya çıkan entoksikasyon tablosu.

ASİT-BAZ : dengesi Kanın asit veya baza dönüşmemesi durumu.

ASKORBİK ASİT : C vitamininin kimyasal adı.

ASO: “Antistreptolizin O” için kullanılan kısaltma. Streptolizin, “Hemolitik Streptokok” adı verilen bakterilerin salgıladığı toksinin adıdır. Bu toksinin varlığını tespit için yapılan tetkike de kısaca ASO adı verilir. ASO, romatizma gibi bazı Hemolitik Streptokok enfeksiyonlarında yükselir bu açıdan teşhis te ASO değerleri önem taşır.

ASPİRASYON : Emme; aspirasyon

ASPİRATÖR: Maddeyi çeken, emen cihaz

ASPİRE ETME: Emme, geriye çekme

ASSENDAN : Çıkan, çıkıcı

ASTMA: Akciğerlerde bronşların daralmasıyla ilgili bir hastalık.

ASTMATİK: Astım özelliği olan

ASTROSİTOMA: Sınır hücrelerinden astrositlerde oluşan bir tümör.

AŞİL TENDONU: Baldır arka kısmındaki kas grubunun, topuk kemiğine birleşmesini ve ayağın aşağı yukarı hareketini sağlayan yapı(kiriş).

ATEL: Tel, tahta veya plastik tespit gereçleri, takımı

ATEROMATOS PLAQUE : Bir atardamarda, atheroma ya da kan pıhtısı yüzünden ortaya çıkan daralma veya kapanma.

ATEROSKLEROZ : Damar sertliği

ATHOREMA: Yağlı liflerin çökmesiyle bir atardama­rın içinde oluşan bozulma.

ATİDEPRASSAN : Sinir sistemini baskılayan ilaç.

ATİPİK : Olağandışı, örnekdışı, kuraldışı; atipik

ATİPİK: Özelliğini kaybetmiş.

ATP (ADENOZİN TRİ FOSFAT = ATP): Hücre içinde enerjiyi taşıyan madde olup, üç fosfat yapısında adenozin molekülüdür.

ATRAVMATİK: Travma alınmamış travmasız

ATROFİ : körelme, körelim, erime (kas atrofisi)

ATROFİK GASTRİT: İltihaplı ve ülserli mide hastalığı.

ATROPİN: Belladonna (Güzel Avrat Otu) adlı bitkiden elde edilen bir alkaloittir. Tıpta çok değişik kullanım alanları vardır. Örneğin, göz dibinin muayenesinde, göz bebeğinin genişletilmesi için, ayrıca anesteziden önce üst solunum yollarında salgıların azaltılması için kullanılır.

AVANTAJ : Üstünlük, yarar.

AVİDİN: Çiğ yumurta akında bulunan B vitaminlerinden biotinin işlevini engelleyen öğe.

AVULSİYON: Kopma, sıyrılma, sıyrılarak kopma

 

 Google +
Benzer Yazılar
Yorum Yap

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Bizi Takip Edin